Ali Sabancı: Egon olacak ama arka cebinde!

Ayşe Arman’ın, Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Ali İsmail Sabancı ile yaptığı söyleşi.

01

Sabancı Holding’de çalışırken, ayrılmayı tercih etti, projesini hayata geçirdi. İçindeki ‘girişimci’yi çıkardı. Ve bingo! Havacılıkta yeni bir çığır açtı… ‘Low cost uçuş’ kavramını literatürümüze soktu.

 

‘Uçmayanı uçurmak’ sloganıyla yola çıktı ve bugüne kadar yaklaşık 60 milyon insanı uçurdu. O tabii, “Estağfurullah bunları ben yapmadım, ekip olarak yaptık!” diyecektir.

 03

Çünkü inanılmaz alçakgönüllü. Fakat sekiz senede yakaladığı başarı dudak uçuklatıcı: Pegasus, 45 uçaklık filosuyla, 30 ülkede 76 noktaya uçuyor ve Avrupa’nın en hızlı büyüyen havayolu seçiliyor.

 

Ali Sabancı, aynı zamanda aile şirketi Esas Holding’de yönetim kurulu üyesi. Esas Holding, eğlence sektörü, gayrimenkul, gıda gibi farklı sektörlere yaptığı yatırımlarla gündemde… Birçok kimliği var: Girişimci, işadamı, GS fanatiği, yemek gurusu, kitap kurdu, dalgıç… Çok yönlü, esprili, komik ve sıfır kompleks bir adam.

 37

TOBB Genç Girişimciler Kurulu Başkanı olarak da girişimciliğin gelişmesi adına üniversite üniversite dolaşıyor. Ama beni en çok gece yatarken ettiği dua etkiledi.

 

Çok samimi ve sıcak geldi… 1-Allah’ım tüm iyi insanları, kötülüklerden ve kötü insanlardan koru! 2-Çocuklarıma huzur dolu bir hayat ver. 3-Çocuklarıma ve eşime gelecek her kötülük bana gelsin, bana gelecek bütün iyilikler de onlara gitsin… 4-İyi insanlara, bu dünyada iz bırakma fırsatı ver Allah’ım! O da bunu yapıyor zaten, iz bırakmaya çalışıyor…

 38

Pegasus’un geldiği noktaya bakarsanız bunu fazlasıyla başarmış duruyor! Şimdi sıra, gençleri de girişimciliğe teşvik etmekte…

 

İnsanlar sizi seviyor… -Allah razı olsun! İltifat etmek için söylemiyorum, durum tespiti yapıyorum. Alçakgönüllüsünüz, esprilisiniz ve samimisiniz. Bir de üniversite-üniversite dolaşıyorsunuz, gençlere ‘girişimcilik’ anlatıyorsunuz. Konuşmaya başlarken de “Ben, ağzımda altın kaşıkla doğdum!” diyorsunuz…

 

Yalan yok! Sabancı ailesinin bir ferdi olarak, ben o altın kaşıkla doğdum. Allah, herkese iskambil kartı dağıtıyor. Bana iltimas geçmiş. Ama ben o kartları iyi değerlendiremezsem, doğru oynamasını bilmezsem, kartlarım iyi olmuş, kaç yazar? İşte ben, üniversitelere gidip bunu anlatıyorum…

 39

GİRİŞİMCİLİĞİ ANLATTIK

 

Aile şirketinden ayrılarak büyük bir risk aldınız. Tamam şimdi 45 uçaklık bir filonuz var, dünyanın 30 ülkesine ve 76 noktasına uçuyorsunuz. Artık “Tamam olduk, başardık!” diyor musunuz? -Ben şuna inanıyorum. Egon olacak ama arka cebinde duracak! Benimki de orada… Bence burada anahtar, o egonun seni ele geçirmesine asla izin vermemek. Tabii ki ekibimle de kendimle de gurur duyuyorum.

 

Ama ben, başarıya rağmen değişmedim. Sor bu şirketteki insanlara, “Şirketi halka açtı, 2 milyarın üzerinde piyasa değeri var. Değişti mi?” diye. “Hayır!” derler. “Değişmedim” derken…

 

Bak etrafına, başarılı olduğunu düşünen erkeklerin, saç şekilleri, gözlükleri, saatleri, arabaları, hatta karıları değişiyor. Ama ben değişmedim. Hiçbir başarıyı, Allah’ın lütfu gibi kabul etmedim. Bunların hepsi, geldiği gibi gidebilir. Akşamları yattığımda, hep şöyle dua ediyorum.

 

İyi insanlara, bu dünyada iz bırakma fırsatı ver Allah’ım!” Çünkü tabii ki para her şey değil. Evet, parası olan biri böyle söyleyince, insanın içinden “Hadi len!” diyesi geliyor ama gerçekten değil. Nasıl bir iz bıraktığın daha önemli. Yetiştirdiğimiz çocuklar da yaptığımız işler de bunun bir parçası.

 

Amaçlarımızdan biri de, hayattan aldığımız şeyleri ‘geri vermek’ olmalı. O yüzden de biz 50 tane üniversiteye gittik, 40 binin üzerinde öğrenciye konuştuk, onlara girişimciliği anlattık… Öğrencilere, “Siz de yapabilirsiniz” mesajı mı vermek istiyorsunuz?

 

Evet. Ama tek başıma gitmiyorum. “Sen ne konuşuyorsun! Zaten altın kaşıkla doğmuşsun!” demesinler diye, benden farklı hikâyeleri olan girişimcilerle gidiyorum. Yemeksepeti. com’dan Nevzat gibi, kendi emeğiyle şirketlerini yaratanlarla gidiyoruz. 41 arkadaşız.

 

Zaman zaman, 80’e ulaştığımız oluyor. Adımız da ‘Genç Girişimciler Kurulu.’ Biz, bir alternatif olarak girişimciliği, gençlere aşılamak istiyoruz. İlla bir bankada, sağlam bir işe girmeleri gerekmiyor. Belki de bir köfteci açıp, küçükten başlayıp, büyüyebilirler. İş arayan olacağına, işveren olabilirler.

 23

YÜZDE 18’İ İŞSİZ

 

Yani risk al, cesur ol ve denize atla… Öyle mi? -Evet. Bundan ürkme. Paran yok diye dert etme. Çünkü Amerika’da bütün büyük şirketler bir garaj, bir laptop, bir bisikletle kuruluyor. Bizde de bir sürü garaj ve laptop var. Dolayısıyla, olanaksızlıklarını göz ardı et, yaratıcı ol ve bir iz bırakmaya çalış.

 

İlla Yemeksepeti.com ya da Koton olmaları gerekmiyor. Senin, benim tanımadığımız, bir sürü hayatımızı güzelleştiren insan var ve onlar bize katkıda bulunuyor. Biliyorum bunlar romantik laflar ama şöyle de bir acı gerçek var: Her yıl 800 binle 1 milyon arasında genç, iş bulmak için sahaya çıkıyor. Şu anda o gençlerin yüzde 18’i işsiz. Onlara bir alternatif sunmak gerekiyor. O da ne? Girişimcilik. Ben her ay iki günü buna ayırıyorum…

 

Gitmediğiniz kaç üniversite kaldı? -Türkiye’de toplam 177 üniversite var. Biz 50’sine gittik. Ne kadar kalıyorsa, o kadar daha var. Ama zannetme ki herkes bizi alkışlıyor, ‘Kapitalist!’ diye kafamıza metal para ve yumurta atan da oluyor. Ama yine de devam…

 47

Sakıp Amcam bir boşluk bıraktı O boşluğu en fazla ben doldurabildim Peki ya rahmetli Sakıp Sabancı’nın etkisi?

 

Anlatamayacağım kadar çok! Türkiye’nin neresine gidersem gideyim, herkes Sakıp Amcam’ı tanıyor. Herkesin onunla ilgili bir duygusu var. Seviyorlar, sıcak buluyorlar. Ben yaptığım işlerde başarılı olmamı, aslında biraz da buna borçluyum. Sakıp Sabancı’dan sonra Sabancı Ailesi, yeni bir ‘surat’ çıkaramadı. Kamuoyu, o ‘surat’ı bende buluyor…

33 

Peki Sabancı Ailesi de bunu böyle kabulleniyor mu? -Bunu bilemem. Başkaları adına konuşamam. Zaten haşa, kendimi Sakıp Amcam’la kıyaslamıyorum! Sadece şunu söylüyorum: O, bir boşluk bıraktı, o boşluğu en fazla ben doldurabildim. Belki yüzde 1 ama doldurdum. Biz hâlâ gelişmekte olan bir ülkeyiz. Oryantaliz, romantiğiz. Ve bizim için, bu ‘insani dokunuş’ çok önemli. O, bu konuda çok başarılıydı.

 

Ve bunu bir strateji olarak yapmıyordu, içinden geldiği için yapıyordu. Siz de öylesiniz. Koridorda yürürken bile herkesle konuşuyorsunuz, şakalaşıyorsunuz… -Evet. İnsanlar birbirine, “Naber? Nasılsın?” diye soruyor ama öylesine, cevabı merak ettiğinden değil. Bence yanlış.

 

Gerçekten merak etmiyorsan, ilgilenmiyorsan sorma! Merak ediyorsan da dinle! Benim için de ‘insani dokunuş’ her şeyden önemli. Bu şirkette bir sürü genç insan var. Hepsi ne durumda, iyi mi, kötü mü bilmek isterim. Sorarım, ilgilenirim. Bu merak, benim genlerimde var.

 13

Alçakgönüllü olmayı yurtdışında öğrendim Siz, ortaokulu Almanya’da, liseyi İngiltere’de, üniversiteyi de Amerika’da okudunuz. 17 yıl yurtdışında eğitim almak, size en çok neyi öğretti?

 

Alçakgönüllü olmayı. Bir kere, otel ya da restoran rezervasyonlarında adını kodlamayı öğreniyorsun. Sabancı kimdir, nedir ne bilir onlar! Türkiye’de rezervasyon bile yaptırmıyorsun, sadece içeri giriyorsun.

 

Girince de, “Ooo Ali Bey, şeref verdiniz!” diyorlar. Yurt dışındaysa, soyadının her harfini tek tek kodlamak zorundasın! Burada, küçük kümesin büyük horozuyuz. Biz büyüğüz tamam da, kümes küçük!

 

Yazının tamamını okumak isteyenler http://fotoanaliz.hurriyet.com.tr/galeridetay/76416/4369/1/egon-olacak-ama-arka-cebinde adresinden söyleşiye ulaşabilirler.

Yazar: Ferhat Altun

Bu yazıyı paylaş

  • facebook-share
  • tweet-it
  • friendfeed
  • plus-it

yorumlar